24 Ocak 2015 Cumartesi

Döngü



  Çok ilginç insanın yaşayacaklarını ve öyle ya da böyle tanıyacağı kişileri önceden kendi elleriyle yazması! Birer birer, detaylarıyla hem de. Ve biliyor musunuz bu gerçekten korkutucu!
  
  Hiçbir yerde paylaşmadığım yüzlerce yazım var, toplasam 3 kalın kitap edecek de elim değmiyor, hem yeniden yazımlar gerek, edit vs. Uzun iş yani. Biraz daha törpüleneyim de.

  Neyse işte, o yazılardan birini tesadüfen (aslında tevafuk) açıp okudum bugün. "Kalpteki siyah nokta"yı anlatmışım. Günah işlendiğinde kalpte beliren bu nokta, kalbin kara bağlaması diye de tabir edilir. Bu noktaya verilen ismi zamanında, ki sene 2011, üniversitede Fatih Hocam söylemişti ve bu bir kadın ismiydi. Yani yazdığım şeye bir ipucu daha gönderildi. Tuhaflığı ve döngüsü burada, bu günah noktasını ben 2014'te tanıdım. O beni tanımaz ama ben onu ciğerinden fikrine değin tanıdım ve bitirdim. Velhâsıl-ı kelâm yazdığım karşıma çıktı. Beni daha da şaşırtan şeyse bir böcek türüne aşkımın 2011 senesinde başlaması. O böcek çeşidinin tamamlayıcısı isimdir zaten benim bu günah noktasını tanıma sebebim. Yine ilginçtir ki bu böcekçik benim eskiiiiii sevgilimle tek sayı farkla aynı rumuzu kullanıyor nette. Böyle işte toplu görünümle bakınca "noluyo lan" diyor insan, teker teker bakınca  "amaaan olabilir" deyip geçtiklerine.

  Bunun öncesi de var, şimdi olanı da, ileride farkına varacaklarımda. Bir değil, iki değil, beş değil. Bunun adı nedir, bu "malum olma" durumu bana neden verildi, ben neden yazmak zorundayım bilmiyorum. Zamanında bir şiir yazmıştım. O şiirde anlattığım ölüm kısa süre sonra bire bir yaşandı ve ben 2 sene yazmadım. Bunun da öncesi vardı. Korktum. Hem de çok korktum. Araştırdım fakat çok açıklanabilen bir durum değil. Bunu benimki kadar ve biraz daha ağır yaşayan bir kaç yazar var. 

  Her biri bunun başka bir şey olduğunu düşünüyor, kimi malum olma, kimi enerji, kimi kaderini yazmak vs. Benim bu konuda düşünebildiğim tek şey bunun korkutucu oluşu.

  O kimseyle paylaşmadığım yazılar, hikayeler ve şiirler bu zaman ait değiller, kutsallıkları kendime ilham kaynağı alıp oluşturduğum o şeylerden yani kendi ellerimle ortaya çıkardıklarımdan yani kendimden, hayal dünyamdan, anlattıklarımdan ve anlatmak zorunda olduklarımdan korkuyorum. Bana bu şeyleri anlattıran güçten korktuğum kadar. İşte o yazılara pek elimi değirmeme sebebim biraz da bu korku. Öyle şeyleri kullandım ki göstergeler ve metaforlar olarak, insanlar bunları çok yanlış yorumlayabilir, kutsal kitabı değiştirmeye çalıştığımı falan zannedebilirler. Oysa öyle değil, ben yalnızca kitapta anlatılmayanları anlatmaya çalışıyorum. İnsanların zanları değil orada öneli olan, yanlış anlaşılmak istemeyişim ve Yılmaz Erdoğan'ın dediğini hatırlıyorum o an: "Mükafattır bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak!"

  Sanki o metinleri asırlar sonra birileri okusun ve sırrı çözsünler diye yazmışım. Çünkü sır bu zamanda değil yani ben de onun ne olduğunu bilmiyorum.

  Yazmazsam olmuyor, yazarsam da olmuyor. Hepsi öyle bugünki tevafuk gibi basit şeyler değil. Bir çoğu ağır. Hepsini silsem geçer mi bilmiyorum. Sildiklerimde de var mıydı böyle şeyler hatırlayamıyorum. Aranızda bunu yaşayan varsa (bildiklerim haricinizde), bana yazın lütfen.

Yazan: Red Sonja

5 Ocak 2015 Pazartesi

ÇÖZÜM?



Merhaba. Bu yazı pek iç açıcı bir yazı olmayacak canlar. Zira Eylül'le [Cansın (Mehtap Zengin] ilgili yazacağım. Onu intihar etmek zorunda bırakan şeyi yazacağım. İnsanı.

Ötekileştirmek ve yalnızlaştırmak. Ne büyük maharettir ama(!) Yaftalamakla başlanır ya genelde. Kişinin giyimi, saç rengi, cinsel tercihi, anlaştığı insanlar vs bir başka kişinin konusu olur. Toplumun dayatmalarına az da olsa uymayan kişi diğer kişilerce "biz" bütünlüğünden dışlanıp ötekileştirilir. Bu, bana göre dünyanın düzenine hayli ters olmakla birlikte, dünyanın sonunu da getirecek düzeyde ağır ve yıkıcı şeylerden biridir. Ötekileştirenler, günün birinde öteki olmayı kabul ettiklerinin farkında bile değillerdir. Ötekileştirilense yalnız kalmıştır.

Eylül de yalnız kaldı. Onun yalnız kalmasının temel sebebi bana göre tamamen şuydu: Yaşadığımız kültürün temelinde yalnızca kültürün dikte ettiği kurallara sadık kalanların saygı görmesi. Üstelik bu yıkıcı renksizlik taraftarlığı günümüzde renksizlik holiganlığına dönüşüyor.

Toplumsaldan bireysele sorunsalları rengarenk bir ipin üzerindeki düğümler olarak düşünün. Bu düğümlerin açılması için en üstteki siyah renkli düğümün çözülmesi gerektiğini düşünün. Toplumun başındakiler bu siyah düğümün çözülmemesi için uğraşıyor. Şimdiki başbakan, cumhurbaşkanı falan değil mevzu. Mevzu daha derin. Bu asırlık bir dava. Diyorlar ki o "düğüm çözülmeyecek". Yüzyıllardır çözülmedi de. O düğüm nasıl çözülür?

Aslında tek şeyi öğrenebilsek halledebileceğiz diğer bireysel dolayısıyla toplumsal sorunlarımızı: Saygı. Kişilere, kişilerin özel alanlarına, fikirlerine, tercihlerine... Uzar gider bu liste. Saygı duymak zordur. Kabullenmeyi öğrenmek gerekir, vazgeçmeyi, yenilmeyi ve daha bir çok şeyi. Lakin bunlar öğrenildi mi yaşamak kolaylaşır. Çünkü öğrendiğiniz şeyin verdiği (örneğin) duyguya vâkıf olursanız, o şeyin zıddına da erişmiş sayılırsınız. Yani ağır şeydir saygı duyabilmek vesselam. Olgunluk gerekir. Her şeyden evvel kendini bilmek, kendi iç dünyasını tanımak ve kendine saygı duymayı gerektirir.

Not: Allah (C.C.) herkese sebep-sonuç ilişkisini kurabilmesi ve yaşamını idame ettirebilmesi için akıl vermiş bayanlar ve baylar. Ötekileştirmek, iş vermemek, derdini dinlememek, yoluna taş koymak, Eylül'e de yapıldığı gibi (mesela) sex işçiliğine mahkum etmek tarzında mantık ve insanlık dışı cezalar vermek hiçkimsenin haddine değil. Yargı ve cezalandırma ancak ve ancak yaratıcıya aittir.

Saygı tabi ki Eylül'ün intiharını açıklamaz. Şu açıklar ama: İntihar etmesi gerekenler etmedikçe, kapkara düşünceler ve duygularla dolu ve uzayda yer kaplayan o "şey"ler ölmedikçe biz daha çoook Eylül duyarız cehennem dünyanın serin boğazına atlayan, daha çoook Eylül oluruz yaşarken "anlatmaktan" vazgeçip ölümün huzur veren sessizliğin seçen.

Eylül'ü çok iyi anlıyorum, tıpkı Mehmet Pişkin'i anladığım gibi. Yaşadıklarını yaşamadım belki, belki daha ağırını yaşadım belki de çok dertsiz biriyim. Lakin anlattıklarını dinlemem yetti. Çünkü insanım, insan olmayan binlercesinin arasında var olmaya çalışan.

NOT: Eylül'ün haberini yayımlayan istisnasız her bir site "Trans Birey .........." olarak yayımlamış. Ölünce de çare olmuyor. Ölünce de anlamıyorlar bu man kafalılar! "Kadın birey X/erkek birey Y şunu yaptı" gibi bir kalıp yoksa trans birey diye bir şey de yoktur. Etiketlemekten vazgeçin. İsim ve soyisim diğer insanlardan ayrılmamız için konuluyor zaten. Ve emin olun bazen isim veya soyisimleri bile insanlara ağır bir kimlik oluveriyor. O yüzden bu tür konularda medyanın da özellikle hassas davranması gerektiğini düşünüyorum.

Yazan: Red Sonja


3 Ocak 2015 Cumartesi

What goes around...



  Uzun bir aradan sonra merhaba.

  Öncelikle tüm kayıtlarımı yanlışlıkla sildiğim için özür dilerim sizden, senden, benden ve bizden. Bu yanlışlığın gerçekleşme anı ve benim bunu bir ay sonra anlamam çok hoştu gerçekten. :/ Kötü mü oldu? Pek de kötü olmadı açıkçası, yeni yıla temiz blogla girmiş oldum farkında olmadan. :)

  Her neyse, şimdi bunlar değil konumuz. Konumuz ciddi. Yazmakta geç kaldım lakin geçerli sebeplerim vardı. Ama bilirsiniz böyle ciddi bir mevzu benden kaçmaz.

  Birazcık geçmişe dönelim şimdi. 14 yaşındaki X, ne idüğü belirsiz Y ile cinsellik yaşıyor, ve Y denen şerefsiz bunu internete yayıyor. Bütün Türkiye de, ki en acısı ve mide bulandırıcı yeri bu kısmıdır, işi gücü yokmuş gibi oturup videoyu izliyor ve sosyal medyadan kıza ve ailesine küfürler yağdırıyor.

  Eskilerin bir sözü vardır, efendim. Derler ki "Bu dünya etme, bulma dünyasıdır." Şimdilik 20 yaşında birine "sizin de çocuklarınız olacak" cümlesi çok "bayıcı" gelebilir lakin işin aslı öyle değildir. Şu dünyada insan neyi kınarsa kendi başına da geldiğini gözleriyle görüyor. Bu kısmını o yaşlardaki genç kardeşlerimize küpe etmiş olayım ve onlara son birkaç anahtar kelime vereyim bundan sonraki hayatlarını kolaylaştıracak; empati kurmak, çift taraflı düşünmek (olayın içindeki kişilerden yalnızca birinin değil diğer kişinin de bakış açısıyla yaklaşmak), sınırı bilmek (yargılama boyutu bizim işimiz olsaydı cennet ve cehennem olmazdı İslam inancına göre bakarsak.) Tanrıcılık oynamamak gerek.

  Değişiktir; "Ne alaka yaa, hayatta benim başıma gelmez, zaten bizim gibi insanların başına gelen şeyler değil bunlar," dersiniz. Seneler geçer. Çok da hızlı geçer. Bir bakarsınız, başıma gelmez dediğiniz ne varsa teker teker her biri başınıza gelmiş hatta bir de katmerlenmiş. O yüzden büyük konuşmayıp hiç kimseyi yargılamamak, hatta insanlar hakkında iyi bile olsa yorum yapmamak lazım, özellikle bu tip konularda.

************************************************************************************
   Burası namus, haysiyet, şeref yoksunlarına;

 Gelelim işin diğer boyutundaki en ağır, en mide bulandırıcı kısmına. Pedofili ve tecavüz. Kızın yaşı 14. TC kanunlarına göre 18 yaşını doldurmamış kişiler henüz çocuktur. Yani olayın muhatabı 14 yaşında bir çocuk. Tekrarlıyorum: 14 YAŞINDA BİR ÇOCUK. Cinsel ilişkiye ister gönül rızasıyla girsin ister zorlansın bu bir tecavüzdür. Çünkü olayın muhatabı taraflardan biri ÇOCUKtur. Hepiniz 14 yaşında oldunuz. Muhtemelen bir çoğunuz TR'de cinsel eğitim 0 olduğundan kim bilir neler neler yaptınız ne haltlar yediniz. Siz saklayabildiniz, fakat sizin gibi namus, şeref ve haysiyet yoksunlarından feyz alan bir Y bunu "saklamadı". Sizin gibi olmak yetmedi ona. Daha da köpüklü şerefsiz olmak istedi. Tabi anlayamayız. Unutmayın bayanlar, baylar; büyük yargıç davayı günün birinde muhtemelen tersine çevirecek. Öyle büyük yenileceksiniz ki toprağınız bile sizi kabul etmeyecek.

  Ece Temelkuran'ın hayran olduğum ve anlaşıldığından hiç emin olmadığım bir sözü vardır: "O kız ve oğlan çocukları da bir Türkiye tarihi yazar... Okuyamazsınız!" Bu sözün içindeki anlamı, hiçbir dinin kitabında bahsedilmeyen o dayanılmaz, akıl almaz felaketi, yıkıcı dehşeti sizi temin ederim bilmek istemezsiniz. Çünkü pedofiliye maruz kalan o kız ve erkek çocukları bu konuda bilgilendirilmezse ve eğitilmezse yani içlerindeki duygu karmaşası dizginlenmezse!!! İşte o vakit eyvah ki ne eyvah! Tarih öyle bir tekerrür eder ki, Ece'nin dediğine çıkar yolunuz: OKUYAMAZSINIZ!
************************************************************************************

  Red Sonja'nız arada buraya yine yazacak. Bu arada blog alan adımla ilgili iki soru aldım, evet arada sıkılıp blog ismimi değiştiriyorum ama hep aynı isimler etrafında dönüyor; ya kendi adım, ya redsonja'lı bir şeyler ya da scathach oluyor. Tarayıcınızda favorilere eklerseniz başka bir alan adı yapsam da kolayca ulaşabilirsiniz. Yine benle ilgili merak ettiğiniz bir şey veya öneri, görüş varsa ya da yalnızca dert dökmek isterseniz redsonjaablg@gmail.com adresine çekinmeden yazabilirsiniz. Ayh ne çok oyaladınız beni! Hadi görüşürüz. :*
...comes around. I just want u 2 think about it.

Yazan: Red Sonja