18 Mayıs 2015 Pazartesi

Erkekler, Adamlar ve Kadınlar



Ahmet Altan, Kristal Denizaltı kitabındaki Bir Hayatta Bir Hayata Geçmek başlıklı yazısında hayatı Babil'in Asma Bahçeleri'ne benzetir, erkekleri de cenneti ve cehennemi dolaşan Dante'ye. Erkekleri hayatın katları arasında yalnızca kadınların dolaştırabileceğinden bahseder.

Lakin bence eksik bir tanımlamadır bu. Denir ya, erkekle adam arasında fark var, gerçekten öyle.

Varlıklarını önce Allah'a sonra biz kadınlara borçlu olan ve bu borcu asla ödeyemeyecek erkekler...  Onların bazıları öyle sapkın ki zalim olma hali öyle kanlarına işlemiş ki kim olursa olsun, ne yaparsa yapsın birinin ölümü hak edebileceğini öyle bilinçaltlarına işlemişler ki artık durdurulamazlar.

Yarın 19 Mayıs Geçlik ve Spor Bayramı! Geçen gece 19 yaşında gencecik bir kadın Fatih'te sokağın orta yerinde başından kurşunlandı! Durumu ağır.

Nedir bu erkeklerin biz kadınlarla paylaşamadıkları bilmiyorum. Ne istiyorlar bizden? Para mı? Onlar da kazanabilir, hem de bizden daha fazlasını. Namus mu? Kendilerinde olmayan şeyi bizden neden beklerler ki? Aidiyet mi? Ait olmak zorunda mıyız ki? Sadakat yeterli değil mi? Çiçek mi? Tüm dallarımızı kopardıktan sonra geriye kalan çiçeğimiz solmaya mahkum değil mi? Nasıl böyle oldu bunlar? Nedir bu erkeklerin kadınları yok etme akımının kaynağı?

Bunca vahşetin sebebi görünsün, görünmesin,  para, vajina ve memeler! Muhteşem üçlü. Kadının tecavüze, tacize ve cinayete kurban edilmesi için yeterli!

Çantamızı çalarlar; İçinde az bir şey para, varsa kredi kartı falan ama bizim için en değerlileri evimizin anahtarı, bıcır bıcır konuşan dudaklarımızın ruju, sevdiğimizin fotoğrafı, allığımız, farımız, rimelimiz, aman çorabım kaçarsa diye eksik etmediğimiz parlatıcı ojemiz, kimliğimizle giden adımız, her şeye rağmen gururla taşıdığımız soyadımız, annemizin aman çıkarmayasın diye verdiği cevşenimiz, anne duamız da onlarla birlikte çalınır.

Taciz ederler; O bir-iki hafta boyunca her yalnız kaldığınızda, her erkek gördüğünüzde, her aynaya baktığınızda, her ruj sürüşünüzde, her duş alışınızda tiksinme duygusu yaşar ve ağlarsınız. Hele gece yatağa girince içinizi çeke çeke, içinize içinize ağlarsınız. Sinirden.

Tecavüz ederler; En diptesinizdir artık, hayatın ölüme gülümsediği, hiçbir erkeğin yaklaşmak bir yana dursun bakmaya bile cesaret edemeyeceği, yalnızca kadınların bildiği o en dibin gök yüzündeki dağın uçurumunun ucundasınızdır ve aşağıyı seyredersiniz. Bundan daha derini yoktur diye ya atlarsınız aşağı ya da tekrar tekrar atlamak için devam edersiniz yaşamaya. Her halükarda atlarsınız o uçurumdan. Başlarda her banyoda teninizi kazır gibi sürersiniz lifi vücudunuza ağlaya ağlaya, ne ruj, ne oje, ne parfüm, ne de bir toka göremezsiniz vücudunuzda. Ölüler süslenmez çünkü! Sonra, ama çok çok çok sonra, saçlarınızın soluk rengi dikkatinizi çekmeye başlar, mor göz altlarınız gizlenmek ister, vücudunuz renge ihtiyaç duyar, kış geçmiştir son baharla ilk baharın arasındasınızdır artık.

Bilirsiniz yaşamınızın kalanı o sınırda geçecektir. Saçınızı yeniden taramaya başlarsınız, o en pahalı ojeleri düşünmeden çöpe atmıştınız, tüm renklerinizle birlikte ama o en ucuz marketin en ucuz ojesi kırmızı kırmızı güler size, bu kez de onu almak için tereddüt etmezsiniz. Yanınızdan geçen başka kadının ardından sanki size can vermek için bıraktığı parfüm kokusuyla hatırlarsınız, sizin de bir kokunuz vardı, o günü ve tüm korkularınızı hatırlatan. Kısa süreli flash back yaşarsınız. Başka bir koku lazımdır artık size ve yaşamınıza. O günden uzak, güneşin ve çiçeklerin ve dahi şekerlerin kokusu kalmalıdır geçtiğiniz yerlerden. Onu da alırsınız, bir süre o koku her sürüldüğünde hem o gün hatırlanacak hem de yeniden gülümseyecektir yaşam size. Yeni maskeniz için gereken malzemeler zamanla yaşamınızı doldurmaya başlar ve tamamlanırlar. Artık eski yaşamınızdan boşanmışsınızdır ve hakkında konuşmak istemezsiniz. Bundan sonra yalnızca dışarı çıkarken değil artık evinizde de takmak üzere hazırlarsınız itinayla yeni maskenizi. Aklınızda ise iki kurt hırlaşır; anne olmak istemek ama ona da zarar gelir diye korkmak savaş açmıştır bir daha hiçbir erkeğe dokunmayı istememeğe.

Biri mutlaka kazanacaktır ve aslında galip bellidir. Siz bir kadınsınız, neleri atlattınız, bunu mu atlatamayacaksınız göz yaşlarınızla? Siz gerçek bir kadınsınız, gelinliğinize geçmişi iliştiremezsiniz. Ve o gelinliği giydiğinizde dünyanın en güzel gelini şüphesiz ki siz olacaksınız. ;)

Öldürürler; Her şeyiniz yarım kalır. Okulunuz, arkadaşlıklarınız,aşkınız, sevginiz, maskelerinizin malzemeleri, odanızın ve evinizin sesi, hayalleriniz, anneniz, babanız, kınanız, gelinliğiniz, müziğiniz, kardeşiniz, çocuklarınız, sevgiliniz, kocanız, mesleğiniz, hedefleriniz... Artık iki bahar arasında yaşayabilmeye bile gücü yeten o kadın yoktur. Allah'a ettiği dualar yoktur. Öfkesiyle cihanı yakabilecek o muhteşem varlık yoktur. Sevgisiyle milyonlarca dünya kurabilecek, kocasının ömrünün en güzel törpüsü, çocuğunun hayran olduğu, anne-babasının bir tanecik prensesi, kardeşinin canı, arkadaşlarının  "her şeye şahit"i o kadın bir namussuzun o iğrenç ve korkunç elindeki simsiyah silahtan çıkan lanetli kurşunla yok edilmeye çalışılmıştır. Ne büyük bir yazıktır bu ömre edilen. Unutur tüm katiller, öldürülenler şehittir ve cennetliktir, katillerse cehennemlik.

Bizi her türlü yolu deneyerek öldürmeye, yok etmeye, yakıp yıkmaya çalışan erkekler hiçbir seferinde muvaffak olamadıklarından daha da saldırganlaşır, yüzsüzleşir ve sonunda gerçek birer canavara dönüşürler. Bu aklı, kalbi ve elleri simsiyah kanlı erkekler kadınlardan ne ister?! Karmaşık olan kadınlar değil, erkekler.

Kadınlar yalnızca rahat bırakılmak istiyor. Kadınlık diğer tüm sıfatlardan ve kavramlardan uzak tutulması gereken dünyalık en yüce makamdır çünkü.

Ve biz kadınlar o lanetli erkekleri değil, adamları dolaştırırız yaşamın bahçelerinde.

Red Sonja