6 Ağustos 2015 Perşembe

İtaat ve Mahkumiyet



Selam.
Umarım iyisinizdir. Ben nasıl olduğumu bilmiyorum. Sanırım üzgünüm. Belki de umutsuz. Zannediyorum ki umutsuzluğum beni üzgün kılıyor.
İki yıldır yaşadığım bir şey vardı, adını bilmiyorum, o şey ruhumu yok etmeye çalıştı. Bildiğim tek şey var, artık uğurlara ve böceklerine inanmıyorum.
Bayadır yazmıyordum. Eksik kalmış bir kaç hikayem var. Onların içinde hep bitirmem gerektiğine inandığım ve iki yıllık süre zarfında bir an bile aklımdan çıkmayan bir hikayem vardı. Hikayeyi yazarken kadına ve adama ad bulmak için haftalarca çalışmıştım.
O hikayeyi açtım, okudum, bir daha, bir kaç tekrar daha. Ağladım, yine okudum. Ağlama sebebimi ise hiç bilmiyorum, sıkıldım belki de. Devam ettirme girişimlerim tam birer fiyaskoydu çünkü şimdiye dek hiç başıma gelmeyen bir şeyle karşılaştım ve bu benim üzüntümü, umutsuzluğumu ve kızgınlığımı katlayarak büyüttü.
Bana sorun çıkaran şey ne cümlelerin uzunluğu olmuştur şimdiye dek, ne de sihirli sözcükler bulamamak. Çoğu yazar bunlardan yakınır. Oysa benim sahnemde bu tip sorunlar yoktu. O sahne, kendimi dünyanın hatta kainatın en güçlü ve özel varlığı olarak hissettiğim, kimsenin dokunmasına izin vermediğim, en yüksek duvarları onu koruyabilmek için ördüğüm ve onun için canımı verebileceğim, mürekkebin kalemi kullanarak kağıda kur yaptığı o muhteşem sanat sahnem, beni hep bulunduğum konumdan üste çıkarmış ve umutsuzluk diye bir şeyin olmadığı bana öğretmişti. Bu gün ise başka bir şeyi ya öğretmeye çalıştı ya da anlatmaya.
Hikayemin baş karakteri kadındı ve onu en son bıraktığım yer şu an benim bulunduğum yermiş! Ayrılık. Ben şu an o kadına çok kızgınım ve onu yok etmek istiyorum. Çünkü beni dinlemiyor. Ne saçıyla oynatıyor, ne tavrıyla, ne işiyle, ne de sözleriyle. Onu ben oluşturdum. Ona hayat veren bendim. Ben yazmasaydım o olmayacaktı. Onun adını bile ben koydum. Ben ona kendimi kattım, ona emek verdim, aylarca onu yazdım. Onu yazarken ağladım, yaşadıklarını anlatabilmek için önce onu en iyi benim anlamam gerekiyordu o yüzden bir sürü araştırma yaptım. Onu şimdi yazsaydım o kadar araştırma yapmama gerek olmayacakmış, ne yaşadıysa iki yılda yaşadım.
Hazmedemiyorum, kızgınım ona. Onu ben oluşturdum, şimdi ne münasabettir ki benim hikayeyi şekillendirmeme ve sonlandırmama izin vermiyor!? Kızgınlığımdan daha da çok kırgınım ona aslında. Ona en çok ihtiyacım olduğu şu zamanlarda benim yanımda değil, hem de beni en iyi o anlayabilecekken. Ona dokunduğum an beni itiyor, sanki kendi kanunları var ya da bir koşulu var ona dokunmadan önce bulmamı istediği.
Her zamanki gibi gücümün sınırsızlığını kendime gösterebilmek için ve sonunda bir kahve ile keyif yapmak için koşullanıp çıktığım sahnemden bu kez atıldım. İstenmedim. Oysa o hikaye sonlansın istemiştim, ikisi de ya ayrılsınlar ya da birleşsinler istemiştim, insan yarım yaşayamaz diye düşünmüştüm. O kadın şimdi ne ayrılıyor ne de birleşiyor o adamla. Adam ne kadının ne de benim umurumuzda değil, biz de adamın umurunda değiliz. Benim o kadına ihtiyacım var hikayeyi bitirmek için.
Sanırım bazı hikayeler yarım kalmaya mahkum. Sahnemin bana anlattığı şey belki de bu. Ama ben hiç yarım kalan bir hikaye görmedim. Bir hikayenin yarım kalabilmesi için karakterlerden birinin ölmesi gerekir, bunlarda ölen yok ama nefes almalarını sağlamama da izin vermiyorlar. Belki de sahnem bana şunu anlatmaya çalışıyor, "nefes almadan ne söze devam edilebilir ne de aşka."
Ne olursa olsun o kadına çok kızgınım, kırgınım. Sadakat ve dürüstlük benim için en önemli iki olgu diye bu özellikleri ona vermiştim. Şu an sadık da değil dürüst de. Tek yaptığı beni bile inkar etmek.
Ondan nasıl bir intikam alacağımın farkında bile değil. Onu yok etmek ona bir hediyedir, bunu yapmayacağım. Günün birinde onun haricindeki her şeyi, herkesi sileceğim ve ona hiç de alışkın olmadığı mutlu bir hikaye yazacağım. O hikaye yarım kalmayacak ama belirli bir sonu da olmayacak. Mahkumiyet ve itaat nasılmış görsün istiyorum.
Hoşçakalın.
Ya da gidin, ne fark eder ki? Kalınca ne elde ettik ki? Bir de gitmeyi deneyin. Şimdi gitmek üzerine roman yazabilirim size ama cidden öfkem ve halsizliğim buna izin vermeyecek. Belki görüşürüz yine.

Red Sonja